Dünya'da zaman

14 Ekim 2008 Salı

Kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

GENÇLİĞE HİTABE

Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK
20 Ekim 1927

3 Ekim 2008 Cuma

Necip Fazıl Kısakürek Üstad'ın Gençliğe Hitabesi

Gençliğe hitabe,

Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik…
"zaman bendedir ve mekân bana emanettir!” şuurunda bir gençlik…
Devlet ve milletin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk ikibuçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hâkimiyet süsleyicisi, üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını Allah’ın, Kur’anı’nda “belhüm adal” dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgâl ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türkü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört evre olduğunu gören…Bu devreleri yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi… Beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik…
Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün “dikey”leri “yatay” hale getirecek bir nida kopararak “Mukaddes emaneti ne yaptınız?” diye meydan gününe çıkacağı günü kollayan bir gençlik…
Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir geçlik…
Halka değil Hakka inanan, meclisinin duvarında “Hakimiyet Hakkındır” düsturuna hasret çeken, gerçek adaleti bu inanışta ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bulan bir gençlik…
Emekçiye “benim sana acıdığım ve yardımcı olduğum kadar sen kendine acıyamaz ve yardımcı olamazsın! Ama sen de, zulüm gördüğüm iddiasiyle, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başı boş bırakılamazsın!” kapitaliste ise “Allah buyruğunu ve Resul ölçüsünü kalbinin ve kafanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın!” ihtarını edecek… Kökü ezelde ve dalları ebette bir sistemin aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrakine sahip bir gençlik…
Birbuçuk asırdır yanıp kavrulan, bunca keşfine ve oyuncağına rağmen buhranını yenemeyen ve kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığını, Türkün de yine birbuçuk asırdır işte bu hasta Batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübrak oluş sırrını çözecek ve her sistem ve mezhep, ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayali varsa hakikatinin İslam'da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslâm alemine ve bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik…
“Kim var?” diye seslenilince sağına soluna bakınmadan, fert fert “Ben varım !” cevabını verici, her ferdi “Benim olmadığım yerde kimse yoktur!” duygusuna sahip bir dâva ahlâkını parıldatıcı bir gençlik…
Can taşıma liyâkatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette strateji ve takdik sahibi bir gençlik…
Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifiri karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı fark edecek kadar gözü keskin bir geçlik…
Bugün, komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, fuhş albümü gazetesi, şaşkına dönmüş ailesi ve daha nesi ve nesi, hasılı, gûyâ kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden silkip atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesini telkin ve temniyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, tek başına onlara karşı durabilecek ve çetinler çetini bu işin destanlık savaşını kazanabilecek bir gençlik…
Annesi, babası ve dedesi de içinde olsa, gelmiş geçmiş bütün eski nesillerden hiçbirisini beğenmeyen, onlara “Siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka müslümanlarısınız! Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başınıza gelmezdi’” diyecek ve gerçek müslümanlığın “ne idüğü” nü ve “nasıl” ını gösterecek bir gençlik…
Tek cümleyle Allah'ın kâinatı yüzüsuyu hürmetine yarattığı Sevgilisinin alemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, O'ndan başka hiçbir tutanak, dayanak, sığınak, barınak tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye lâyık görecek bir gençlik…
Bir gençliği karşımda görüyorum, maya tutması için otuz küsür yıldır, devrimbaz kodamanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerlerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başını secdeye mıhlayıp bir ömür Allah'a hamd etme makamındayım.Genç adam! bundan böyle senden beklediğim, manevi babanın tabutunu musalla taşına, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dava taşını da gediğine koymandır.
Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!...
----------------------------necip fazıl kısakürek(hitabeler)

28 Eylül 2008 Pazar

HALİMİZ……

Yazım tarihi Ocak 21, 2008 yazan: mehmet selim polat (http://mehmetselimpolat.wordpress.com/2008/01/21/halimiz-3/#comment-69)tan

HALİMİZ……
Nedir Allahım, nedir, bu diyarın şu hali?
Bezginlikten ruhunu kaybetmiş bir ahali;

Ve bir mecnun idare tamda hastanelik
Öyle davranışlar ki, destanlık, efsanelik

Ne bilgi , ne düşünce, ne gelenek, ne nizam;
Anladıkları tek şey zam ve zam üstüne zam.

Binada mukavemet hesabı var, bilmezler;
Önün uçurum dersin, eğil bak; eğilmezler.

Resmî geliri dörtse, giderirk, aile
Ahlâki-iktisadî, bu ne biçim hâile?.

İş mi; kullanılamaz insan gücünü ihraç!
Millî aczi satarak elde edilen haraç..

Bu iş, gâvurdan, milli acze kira istemek;
Ben bir beygir gücüyüm, onu sen kullan demek!…

Üstelik, gelen para küflendikçe kasada;
Bataklıkla kuraklık, yan yana piyasada.

Habire enflâsyonla sağlanan ödemeler;
Ve üstelik bu vatan kalkınıyor demeler

Bir deli ki, avlanır, güya çıkarken ava;
Ağız yolunu bilmez, kaşık çalar pilâva.

Hepsinden baskını şu; Particilik gayreti!
Kahramanları sahte, dünyaları iğreti.

Alternatif, paralel, boş kelimelerden sis;
Hepsindebendâvası; aşk ölü, vicdan hasis.

Mehmetciğin sırtından birbirini gammazlar;
brıs’ta köprü kurar, hükümet kuramazlar!

Kurt , kuzu ve ot nasıl geçirilir karşıya?
Oy boncuğu sürmenin tam zamanı, çarşıya!

Bütün hesapları bu, bütün kaygıları bu!…
Ve rejim ellerinde el sürülmez tabu.

Örterler de toprak saçıp, köpek, kazuratını,
Gezdirir mini etek köpeklik berâtını.

İslâma serbest olan, camilerde mahpusluk;
İman, fikir, ruh, lisan, suyu kesilmiş musluk.

Kalpleri dinler sağır, klavuzluk eder kör;
Dindara çağ dışı der, çağı bilmez profesör

Ruhsal, parasal, soyut, boyut, yaşam, eğilim
Ya bunlar Türkçe değil, yahut ben Türk değilim!

Oysa halis Türk benim, bunlar işgalcilerim;
Allah Türke acısın, yalnız bunu dilerim.

N.F.Kısakürek

26 Eylül 2008 Cuma

Dolardaki dengesizlik ve Amerika'da batan bankalar

Normalde, bir ülkenin yatırımının, iç sermayesini ve kendi ticaret hacmini, dolayısıyla kalkınmışlığını ve asıl anlamıyla gelişmişliğini ifade eden en önemli unsur o ülkenin bankalarıdır. Bunların da içinde en önemlisi iç para dinamiklerini narmalize eden kuru elindeki potansiyelle dilediği şekle sokan ve hükümet politikalarına göre yönlendiren Merkez Bankalarıdır. Şimdi hükümetin para politikasının iç dış yatırım dinamiklerini fitilleyici hareketlendirici ve teşvik edici tedbirlerinin olmadığını düşünelim ve kendi parasında yatırım yapan hatta dünyanın bir çok ülkesinde makroekonomik düzenleme standartlarının, dış borçların, giderlerin vb. kendi parasıyla yapılacak kadar büyük işlem hacmi olan dinamikleri olan bir ülke düşünelim.. Ve bu dinamiklere fazlasıyla güvenip ülkecek öyle bir hale gelsiz ki tüm ekonomisi, her ne kadar kendi vatandaşı da olsa da yatırımcıya ve yatırımlara endeksleyip borsada düzenlesin, borsaya güvensin. Tabiî ki borsanın da güvendiği önde gelen yatırımcı şirketler, bankalar ve holdingler olacaktır. İşte dananın kuyruğunun koptuğu yer; Ya bu şirketler keyfe keder hisselerini çeker, binbir yolla sahibi oldukları bankaları batıyor gösterirlerse, işte o zaman tüm ekonominin hatta devrilmez denen Merkez Bankalarının bile denge kolonları yıkılmış, ufak arççı sarsıntıları hisseder çatlaklara korku dolu gözlerle bakar, borsanın çöküşünü bekliyor olur. Bunları söyleyebilmek için yıllarca ekonomi okumak ya da büyük birşirketin ceosu olmak gerekmez. Ama şöyle bir gerçek var ki kainatta bir simetri söz konusu, Fizik'te temel kanunlardan birisi termodinamik kanunlarından ısıl denge kanunudur. Sonra Kaos teorisi de bir yerlerden bir şeylerin azalması başka yerde başka şeylerin artması demektir diyor ki işte bu sayıcak denglenme demektir yani iki balon birbirine yapıştırılır ve tam yapıştıkları yerden birbirlerine hava verirlerse biri şişerken diğeri azalır. Sözü uzatmadan belirteyim ki bu kanunlar bozulacak kanunlar değil, bir yerde batan başka yerde çıkar. Aksini iddia etmek maddeyi inkar demektir ki bu alemde onunla uğraşmak zorundayız... Dünaya da Amerika'dan başka alternatifler ortaya çıkmaya başladığı kesin ve bildiğimiz (kimi kıtaların büyük bir kısmına haiz) zenginlerin bile gûya Tanrı'nın ülkesi denilen yerden ellerini çektikleri.. Şimdi kısa vadede seçimden belirsizlikten istikrarsızlıktan diyorlar bu ülkelerin iç dinamikleri statik zemin üzerinde dengesiz durmaz yöneticiler gelir geçer onlar sabit kalır.. Hatta nobel ödüllü bir yazara bu seçimde Cumhuriyetçileri mi yoksa Demokratları mı desteklediğini soruyorlar cevap manidar "Ne değişir ki?". İşte şimdi yeni dünya düzeninde birşeylerin değiştiği kesinleşti.. Dünyanın önünde AVRUPA diye önceleri adı kıtadan ibaret yeni bir güç Amerika-Rusya dengesine katılımcı tüm ülkelerinin sarsılmaz sermayesi ile ve ortaklaşa bilimi ile yerleşti.. Bakalım büyük patlama kimin başında patlayacak... terazilerin bozulmayacağı kesin.

ülkemizde yüksek lisans ve doktora

İlk olarak belirtmem gerekir ki ülkemizde yüksek lisans yapmak ve bazı ideallere sahip olup insanın sadece ülkesi için yoğunlaşması ve vatanserver duygularla öğrenim görmesi zor.. Ya öğretim görevlilerinin heva ve hevesleri uğruna meraklarımız köreltiliyor, ya uzmanı olmak istemediğimiz alan ve konularda belki kadro bulabilirim ümidi ile zoraki olarak çalışmak zorunda kalıyoruz ya da ülke dışına gitmek için work&travel-lar, da vinci-ler, erasmuslar bulup lisans yıllarında ülkemizden kaçma yolları arıyoruz. Bazen de dil sınavlarına hazırlanıp iyi bir puan alıp çoğunlukla Avrupa Ülkelerinde yüksek lisans yapıp hayatımızın geri kalan kısmını orda geçiriyoruz. Japonlar ülke dışında eğitim görüp de gelip kendi ülkesinde çalışmayan vatandaşlarını bir zamanlar vatandaşlıktan reddediyordu.. Şimdi kurallar biraz esnedi çünkü kimi dünya devletleri diğer devletleri bireyselleşmek-kendileşmek- yerine küreselleşmeye insanları olduğundan daha fazla zorluyor. Bundan Japonya'da nasibini almak zorunda tabiî ki.. Tıpkı güzel ülkemizin şu zamana kadar aldığı gibi.. Değişen çok şey olduğu inancındayım ve hep bir ümit var ülkemizdeki hevesli bilim insanları adına. Fakat bu sorun aniden çözülmeyeceğinden biz de bu vatansever hevesin çilesini çekmek ve yöneticilere bir yerde güvenmek ve sabretmek zorundayız. Kendi çevremden örnekler vermek istiyorum kendi arkadaşlarımdan en canhıraş çalışanlar dahi bu ülkede yüksek lisans ya da doktora yapılmaz diyor, bir kenara çekiliyor ve bir şekilde özel sektörde çürüyüp yitiyor. Fakat gerçek şu ki bilimde ve ilimde ilerlemeyen milletler yalan dünya hipodromunda at sürmek bir kenara, bu ezeli yarışı seyredemezler dahi.. seyisler belli kısraklar belli... Bize düşen statümüzü düşünmeden çalışmak, engel tanımadan çalışmak, başarının tıpkı rızk gibi bize platonikbir aşık edasıyla peşimizden koştuğunu düşünerek çalışmak...

adtech